| |
 |
Necmi Ağabey
Ç. Necmi ağabeyin yaptığı çeşitli dersler ve
anlattığı hatıralardan görüntüler |
»
Allah’a
kulluk görevlerini yerine getiren ve getirmeyenler arasında bir
karşılaştırma. (3. Söz) (43 dk. Sesli)
يَاۤ اَيُّهَا النَّاسُ اعْـبُدُوا
İBADET ne büyük bir ticaret ve
saadet,
fısk ve
sefahet ne büyük bir
hasâret ve
helâket olduğunu
anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, dinle:
Bir vakit iki asker uzak bir şehre gitmek için emir alıyorlar. Beraber
giderler. Ta yol ikileştir. Bir adam orada bulunur, onlara der:
“Şu sağdaki yol, hiç zararı olmamakla beraber, onda giden yolculardan ondan
dokuzu büyük kâr ve rahat görür. Soldaki yol ise,
menfaati
olmamakla beraber, on yolcusundan dokuzu zarar görür. Hem ikisi kısa ve
uzunlukta birdirler. Yalnız bir fark var ki,
intizamsız, hükûmetsiz olan sol yolun
yolcusu çantasız, silâhsız gider. Okuyan -> Necmi İlgen
|
|
 |
»
Ölümün
karşısında takınılacak tavır. (2. Mes'elenin Hülâsası) (56 dk. Sesli)
Risale-i Nur'dan Gençlik Rehberi'nin güzelce izah ettiği gibi, ölüm o kadar
kat'î ve zahirdir ki; bugünün gecesi ve bu güzün kışı gelmesi gibi ölüm
başımıza gelecek. Bu hapishane nasılki mütemadiyen çıkanlar ve girenler için
muvakkat bir misafirhanedir. Öyle de: Bu zemin yüzü dahi, acele hareket eden
kafilelerin yollarında bir gecelik konmak ve göçmek için bir handır. Herbir
şehri yüz defa mezaristana boşaltan ölüm, elbette hayattan ziyade bir
istediği var. İşte bu dehşetli hakikatın muammasını Risale-i Nur hall ve
keşfetmiş. Okuyan -> Necmi İlgen
|
|
 |
»
19. ve 31. Sözlerin Zeyli (Şakk-ı Kamer mu’cizesine dairdir (a.s.m.))
اِقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانْشَقَّ الْقَمَرُ (*)
وَاِنْ يَرَوْا اٰيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُسْتَمِرٌّ
Kаmer
gibi parlak bir
mu’cizе-i Ahmediye
(a.s.m.) olan
inşikak-ı kameri,
evhâm-ı fâside ile
inhisâfa uğratmak
isteyen
feylesoflar ve
onların
muhakemesiz
mukallitleri
diyorlar ki: “Eğer
inşikak-ı kamer vuku
bulsaydı,
umum
âleme
malûm olurdu; bütün
tarih-i beşerin nakletmesi lâzım gelirdi.
|
|
 |
»
Mektubat (3.Mektub)
Bir gece, yüz tabakalık
irtifada,
bir katran ağacının başındaki yuvada, semânın yıldızlarla yaldızlanmış güzel
yüzüne baktım;
Kur’ân-ı Hakîmin
فَلاَ اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ (*) اَلْجَوَارِ الْكُنَّسِ
kaseminde
ulvî
bir
nur-u i’câz ve parlak
bir
sırr-ı belâğat
gördüm. Evet,
seyyar yıldızlara ve
istitar ve
intişarlarına işaret
eden şu âyet,
gayet
âli
bir
nakş-ı san’at ve
âli bir
levha-i ibret,
nazar-ı temâşâya
gösteriyor.
Okuyan -> Necmi İlgen
|
|
 |
»
18.Mektub 3.Mesele
Sual: Kâinattaki mütemadiyen şu hayret-engiz faaliyetin sırrı ve hikmeti
nedir? Neden şu durmayanlar durmuyorlar, daima dönüp tazeleniyorlar? Elcevab:
Şu hikmetin izahı bin sahife ister. Öyle ise izahını bırakıp gayet muhtasar
bir icmalini iki sahifeye sığıştıracağız. İşte nasılki bir şahıs, bir
vazife-i fıtriyeyi veyahut bir vazife-i içtimaiyeyi yapsa ve o vazife için
hararetli bir surette çalışsa; elbette ona dikkat eden anlar ki, o vazifeyi
ona gördüren iki şeydir: Birisi: Vazifeye terettüb eden maslahatlar,
semereler, faidelerdir ki; ona "ille-i gaiye" denilir. İkincisi: Bir
muhabbet, bir iştiyak, bir lezzet vardır ki: Hararetle o vazifeyi yaptırıyor
ki, ona "dâî ve muktezi" tabir edilir. Meselâ: Yemek yemek, iştihadan gelen
bir lezzet, bir iştiyaktır ki, onu yemeğe sevkeder. Okuyan -> Necmi İlgen
|
|
 |
»
Risale-i Nur'un Ehemmiyeti 1
Risale-i Nur'un Ehemmiyetini örnekler vererek anlatıyor. Okuyan > Necmi
İlgen
|
|
 |
»
Risale-i Nur'un Ehemmiyeti 2
Risale-i Nur'un Ehemmiyetini anlatıyor.Ayrıca Şinasi adlı bir üniversite
öğrencisiyle yapmış olduğu sohbeti anlatıyor. Okuyan > Necmi İlgen Ağabey
|
|
 |
»
11.Şua (8.Mes'elenin Bir Hülâsası)
"İnsan, sair hayvanata muhalif olarak, hanesiyle alâkadar olduğu misillü
dünya ile alâkadardır ve akaribiyle münasebetdar olduğu gibi, nev'-i beşer
ile de ciddî ve fıtrî münasebetdardır. Ve dünyada muvakkat bekasını
arzuladığı gibi bir dâr-ı ebedîde bekasını, aşk derecesinde arzuluyor. Ve
midesinin gıda ihtiyacını temin etmeğe çalıştığı gibi dünya kadar geniş,
belki ebede kadar uzanan sofraları ve gıdaları, akıl ve kalb ve ruh ve
insaniyet mideleri için tedarik etmeğe fıtraten mecburdur, çabalıyor. Ve
öyle arzuları ve matlabları var ki, ebedî saadetten başka hiçbir şey onları
tatmin etmiyor." Okuyan -> Necmi İlgen
|
|
 |
»
Sözler (7.Söz)
"Bir zaman bir asker, meydan-ı harb ve imtihanda, kâr ve zarar deveranında
pek müdhiş bir vaziyete düşer. Şöyle ki: Sağ ve sol iki tarafından dehşetli
derin iki yara ile yaralı ve arkasında cesîm bir arslan, ona saldırmak için
bekliyor gibi duruyor. Ve gözü önünde bir darağacı dikilmiş, bütün
sevdiklerini asıp mahvediyor, onu da bekliyor. Hem bu hali ile beraber uzun
bir yolculuğu var, nefyediliyor. O bîçare, şu dehşet içinde, me'yusane
düşünürken; sağ cihetinde Hızır gibi bir hayırhah, nuranî bir zât peyda
olur. Ona der: "Me'yus olma. Sana iki tılsım verip öğreteceğim. Güzelce
istimal etsen, o arslan, sana müsahhar bir at olur. Hem o darağacı, sana
keyif ve tenezzüh için hoş bir salıncağa döner. Hem sana iki ilâç vereceğim.
Güzelce istimal etsen; o iki müteaffin yaraların, iki güzel kokulu Gül-ü
Muhammedî (Aleyhissalâtü Vesselâm) denilen latif çiçeğe inkılab ederler."
Okuyan -> Necmi İlgen
|
|
 |
»
Genç Osman
Genç Osman'ın kelle koltukta 3 gün savaşmasının nasıl olduğunu anlatıyor.
|
|
 |
»
Mektubat (26.Mektub 4.Mebhas 4.Mes'ele)
"İnsanın hem şahsı, hem âlemi her zaman teceddüd ettikleri için, her zaman
tecdid-i imana muhtaçtır. Zira insanın herbir ferdinin manen çok efradı var.
Ömrünün seneleri adedince, belki günleri adedince, belki saatleri adedince
birer ferd-i âher sayılır. Çünki zaman altına girdiği için o ferd-i vâhid
bir model hükmüne geçer, her gün bir ferd-i âher şeklini giyer.Hem insanda
bu taaddüd ve teceddüd olduğu gibi, tavattun ettiği âlem dahi seyyardır. O
gider, başkası yerine gelir, daima tenevvü' ediyor; her gün başka bir âlem
kapısını açıyor. İman ise hem o şahıstaki her ferdin nur-u hayatıdır, hem
girdiği âlemin ziyasıdır." Okuyan -> Necmi İlgen
|
|
 |
|
|
|