| |
İslami Sohbetleri Dinleyin Dilerseniz
yükleyin...
|
|
|
|
İLETİŞİM |
| |
|
|

. |
İslâm Dîni Nedir?
İslâm dîni, Allah'ın, son peygamberi Hz.
Muhammed (asm) vasıtasıyla bütün insanlara
gönderdiği en son ve en mükemmel dindir.
İslâm'ın gelmesiyle, diğer dinlerin hükmü sona
ermiştir.
İslâm dînini kabul eden kimseye Müslüman denir.
İslâm'ın en son ve Allah katında yegâne mûteber
din olduğu, Kur'an-ı Kerim'de şu şekilde
belirtilir:
"Bugün sizin dîninizi sizin için kemâle
erdirdim. Sizin üzerinizdeki nîmetimi
(lütuflarımı) tamamladım ve size din olarak
İslâm'ı seçtim (yalnız İslâm'dan razı ve ondan
hoşnûd oldum)".(el-Mâide, 3).
"Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, ondan
[seçtiği dîni] kabûl edilmiyecektir ve o,
âhirette hüsrâna [büyük zarara] uğrayanlardan
[olacak]tır. "Allah katında yegâne [hak] din
İslâmdır."
(Âl-i İmrân, 19).
İslâm'ın Dışındaki Dinlerin Geçerliliği Neden
Kalkmıştır?
Tarihin çeşitli devirlerinde insanlara ayrı ayrı
peygamberler ve dinler yollayan Allah Teâlâ, son
din olarak onlara İslâm'ı ve son Peygamber
olarak da Hz. Muhammed'i (asm) göndermiştir.
İslâm'ın gelmesiyle Yahudîlik ve Hıristiyanlık
gibi eski dinlerin hükmü sona ermiştir. Bu,
tıpkı, yeni bir kanun çıkınca, eski kanunun
hükmünün yürürlükten kalkması gibidir. Allah'ın
son dîni ve İlâhî Kanunu İslâm gelince, eski
dinlerin ve ilâhî kanunların geçerliliği son
bulmuştur.
İslâm dışında kalan dinlerin yürürlükten
kalkmasını gerektiren başlıca sebepleri
şunlardır:
1 - Her şeyden evvel, eski dinler, yalnızca
belli bir zamana ve belli bir muhîtin
insanlarına hitab ediyorlardı. İslâm ise,
topyekûn bütün insanlığa seslenmektedir.Dâveti
umumî ve mesajı cihanşümuldür.
2 - Eski dinler, sadece kendi zamanlarının
insanlarını muhâtab almışlardı. O zamanın
insanlarının seciyeleri kaba ve mizaçları
vahşete yakındı. İlimde, medeniyette, fikir ve
anlayışta geri idiler. Ulaşım ve haberleşme
imkânları, ibtidai bir haldeydi. Her bölgenin
kültürü, inancı, örf ve âdetleri farklı
farklıydı. Karşılıklı fikir ve kültür alışverişi
de oldukça zayıftı. Bu yüzden, her muhîte ayrı
ayrı peygamberler gelmesi, başka başka dinler
gönderilmesi zarureti vardı. Zaman geçip
insanlık ilim, fikir, kültür ve medeniyet
yönünden büyük gelişmeler kaydedince, eski
mahallî dinler artık insanların ihtiyaçlarına
cevap veremez hale geldiler. Bunun üzerine Cenâb-ı
Hak da insanlara en son din olan İslâmiyeti
gönderdi.
İslâm dîni, 1400 yıl evvelki dünyanın
insanından,bugünün ve yarının modern insanına
kadar gelip geçen bütün insanlığa hitab edebilme
özelliğinde olan bir dindir. Bu bakımdan,
kıyamete kadar hükmü bâki ve geçerlidir.
3 - Eski dinlerin, zamanla, içlerine hurâfeler,bâtıl inançlar karışmıştır. Allah'ın
birliğine îman esası, yani tevhid inancı
kaybolmuştur. İslâm ise, hâlâ ilk günkü tazelik
ve saflığı ile,bozulmadan durmaktadır. Netice
olarak diyebiliriz ki: İslâm'ın dışında kalan
dinler, geceleyin bir sokağı aydınlatan bir
fener ve sokak lâmbası gibidir. İslâm ise, bütün
dünyayı aydınlatan güneş hükmündedir. Güneş
doğduktan sonra, artık sokak fenerine hiç
ihtiyaç kalır mı?
İslâm Dininin Özellikleri Nelerdir?
İslâm dinini, sâir dinlerden ayıran belli başlı
özellikleri şunlardır:
1 - İslâmiyet, her asra ve her insana hitab
eder, getirdiği esaslar insanlığın bütün
ihtiyaçlarına cevab verir. İslâm'ın bu
cihanşümûl özelliğine Kur'an'da şu şekilde
işaret olunur:
"Ey Muhammed!(sav) Biz seni BÜTÜN İNSANLARA
yalnızca müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik."
(Sebe', 28).
"Ey Muhammed!(sav) De ki: 'Ey insanlar, ben
Allah'ın HEPİNİZ İÇİN GÖNDERDİĞİ
Peygamberiyim'." (el-A'raf, 158).
2 - İslâmiyet kolaylıklar dînidir. İslâm'da
insanlara yapamayacakları veya yaparken zorluk
çekecekleri işler yüklenmemiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de İslâm'ın kolaylık prensipleri şu
şekilde ifade edilir:
"Allah, insanı ancak gücünün yeteceği işle
mükellef tutar..."(el-Bakara, 285)
"Rabbimiz, bize gücümüzün yetmiyeceği şeyi
taşıtma..."(el-Bakara, 285).
"Allah, sizin için kolaylık göstermek diler,
zorluk çıkarmak istemez..."(el-Bakara, 185).
|
Kur'an'da İslâm'ın kolaylıklar dîni olduğu bu
şekilde açıklanırken Peygamberimiz de,(sav) bu
hususta hadîs-i şeriflerinde şu prensipleri
vaz'etmişlerdir:
"Ben ancak âlemlere rahmet olarak gönderildim. Azâb için, zorluk vermek için gönderilmedim...
"Allah Teâlâ, beni sıkıntı ve zahmet verici ve
bunu arzu edici olarak göndermedi. Fakat Allah
beni, muallim (öğretici, bildirici) ve
kolaylaştırıcı olarak gönderdi...
"Dininizin en hayırlısı, en kolay olanıdır.
Muhakkak ki din bir kolaylıktır...
"Ben size neyi yasak ettiysem, ondan çekinin;
size neyi emretti isem, ondan gücünüzün yettiği
kadarını yapın.
Sizden evvelki ümmetleri ancak mes'elelerinin ve
Peygamberlerine karşı ihtilâflarının çokluğu
helâk etmiştir.
"Amelden gücünüzün yettiği kadarını yapın.
Siz ibâdetten bezmedikçe, Allah da sevab
vermekten bıkmaz.
"Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız,
müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz. |
Hz. Âişe Validemiz, Resûlüllah Efendimizin bu
hususla ilgili tatibkatını şu şekilde beyan
etmişlerdir:
|
"Resûlüllah (asm) iki şey arasında dilediğini
tercihte serbest bırakıldı mı, günah olmadığı
müddetçe muhakkak onlardan en kolayını
alırdı.Eğer iş günahsa ondan halkın en uzak
bulunanı Resûlüllah olurdu. |
Bütün bu hadîs-i şerifler, İslâm dîninin ne
derece uygulanması kolay hükümler ihtiva
ettiğini göstermektedir. Cihanşümûl ve kıyâmete
kadar pâyidar oluşunda,bu kolaylık anlayışının
büyük yeri vardır. İslamiyet insanların dış
görünüşten ziyade insanın iç görünüşüne
bakmıştır. İslâmiyet, ruh ile madde, dünya ile
âhiret arasında tam bir denge kurmuştur.
Yahudîlik beden zevklerini ve maddî faydaları ön
plânda tutar. Mensuplarını hırsla dünyaya
bağlanmağa sevkeder.
Hıristiyanlık ve Hind dinleri ise, sadece ruhu
geliştirmeye, vücuda eziyetler çektirerek nefsin
arzûlarını zayıflatmaya, dünya hayatını
boşlamaya önem verirler.
Buna karşılık İslâmiyet, ruh ile beden, dünya
ile âhiret arasında tam bir denge kurmuş; ne
bedene, ne de ruha ızdırap çektirmeyi esas
almıştır.İkisine de aynı ölçüde değer vermiş;
herbirinin ihtiyaçlarını ayrı ayrı karşılamayı
kabul etmiştir.
Kur'ân-ı Kerîm'de,"Allahım, bize dünyada iyilik,
âhirette de iyilik ver" âyeti, İslâm'daki dünya
ve âhiret dengesini en iyi şekilde
belirtmektedir.
İslâm, ne dünyaya fazla değer vererek âhiretin,ne
de âhirete ağırlık vererek dünyanın
terkedilmesine izin verir...
Âhiretin dünyada kazanılacağını söyleyerek,"hiç
ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş
gibi de âhiret için" çalışılmasını ister...
İslâm'da ruhban sınıfı yoktur. Herkes dinini
gücü nisbetinde kendi öğrenmek zorundadır.
İbâdetleri ifa için, kul ile Yaratıcı arasında
aracılık yapacak, günahları affettirecek
imtiyazlı bir seçkin sınıfa yer yoktur.
İslâm, bütün mânasıyle ahlâk ve fazîlet dîni
olduğu gibi, en yüksek mertebede ilim ve
hakikatın koruyucusudur.
İslâm'ın kolaylıklar dini olduğunu gösteren, Asr-ı
Saâdet'te cereyan etmiş pek çok vâkıa vardır.
Onlardan bazılarını burada zikredeceğiz.
|
Enes bin Mâlik Hazretleri anlatmaktadır:
|
"Nebî (sav) bir gün mescide girdi. İçeri girer
girmez de gözüne mescidin iki direği arasına
çekilmiş bir ip ilişti.
- Bu ip nedir? diye sordu. Sahâbîler:- Bu,
Zeyneb'in ipidir. Zeyneb, nâfile namaz kılarken
ayakta durmaktan yorulunca, bu ipe tutunuyor,
dediler.
Peygamber (sav):
- Hayır, (İbadette böyle güçlük ihtiyâr
olunmaz.) Bu ipi çözünüz. Sizden biriniz zinde
ve neş'eli oldukça namazını ayakta kılsın.
Yorulunca da hemen otursun. (... Ve namazını
oturduğu halde tamamlasın.) buyurdu.
Ebû Mes'ûd el-Ensârî'den:
Resûlüllah'a (sav) biri gelip:
- Yâ Resûlâllah. Filânca bize namaz kıldırırken
o kadar uzatıyor ki, nerdeyse namazı terketmeyi
ister hale geliyorum," dedi.
Peygamber (sav) derhal cemaata hitaben bir
konuşma yaptılar. Onu hiçbir hitabesinde o günkü
kadar öfkeli görmemiştim.
Buyurdular ki:
- Ey insanlar. Sizler nefret ettiriciler
misiniz? Her kim halka namaz kıldırırsa hafif
tutsun. Çünkü cemaatın içinde hasta, zayıf,
hâcet sahibi olanlar bulunabilir...
Görüldüğü gibi Peygamberimiz hiçbir zaman,
insanları dinden uzaklaştıracak, soğutacak,
nefret ettirecek davranışlara kızdığı kadar
başka hiçbir şeye öfkelenmemiştir.
Mü'minin vazifesi, İslâm'ı insanlara daima güzel
göstermek, onları dine ısındırıp sevdirmek,
kolaylaştırmak, güçleştirmemektir.
Utbe bin Âmir anlatmaktadır:
"Kız kardeşim (Ümmü Hibban) Beytullah'ı yaya
olarak ziyaret etmeyi adamış, fakat sonradan
buna güç yetiremiyeceğini hissedince, mes'elenin
Resûlüllah Efendimiz'den sorulmasını bana
emretmişti.
Ben Hazret-i Resûlüllah'a sorduğumda, cevaben:
- (İptida) yaya yürüsün, (sonra) bineğinin
sırtına binip gitsin.. buyurdu...
Hazret-i Enes'den (ra):
"Nebiy-yi Ekrem (sav), iki oğlunun arasında,
onlar tarafından taşınarak yürütülen bir ihtiyar
kimse gördü.
'Bunun zoru nedir? Niye bir bineğe binmiyor?'
diye sordu.
Oğulları cevaben:
- Yâ Resûlâllah. Babamız yaya olarak Kâbe'ye
gitmeyi nezretmiştir.
Bunun için böyle yürütüyoruz, dediler.
Resûlüllah Efendimiz:
- Şüphesiz ki Allah, bu ihtiyarın nefsini
azâblandırmakla yaptığı ibadetten müstağnidir,
buyurdu ve ona,bineğine binerek Kâbe'yi ziyarete
gitmesini emretti."
Abdullah bin Mes'ûd'dan:
"Resûlüllah (sav), va'z hususunda, bize
bıkkınlık gelmesin diye halimize bakıp ona göre
gün ve saat kollardı."
Câbir bin Abdillah anlatmaktadır:
"Resûlüllah (sav)bir seferde idi. Derken üzeri
gölgelendirilmiş olduğu halde yanında insanlar
toplanmış bir adam gördü ve 'Onun nesi var' diye
sordu. 'Oruçlu bir adam' dediler.
Resûlüllah (sav) bunun üzerine:
- Seferde oruç tutmak hâlis bir iyilik ve
fazilet değildir. Allah'ın sizin lehinize yapmış
olduğu ruhsatlardan ayrılmayınız," buyurdu.
Asr-ı Saâdet'te, adamın biri dağda bulduğu suyu
bol, toprağı verimli ıssız bir mağarada kendi
başına inzivaya çekilip,cemiyetin
kötülüklerinden, fitne ve dedikodularından
kurtulmayı düşünür.
Ancak kararını bir de Resûlüllah Efendimiz'e
açmak, O'nun bu konudaki görüşünü almak ister.
Huzura gelerek der ki: |
- Yâ Resûlâllah, ben bir mağara buldum. İçinde
suyu, önünde toprağı var. Orada inzivaya
çekilerek kendimi tamamen dünyevî şeylerden
tecrid etmeyi; uhrevî işlere, ibadet ve taata
vermeyi düşünüyorum. Bu hususta siz ne
dersiniz?"
Adamın cemiyet hayatını terkedip, ibadet için
mağarada inzivaya çekilme fikrine Allah Resûlü
şu ibretli cevabı verir:
-
Ben, Yahudilikle, Hristiyanlıkla
gönderilmedim. (Yani cemiyetten kaçma fikri
onlara aittir.) Ben dosdoğru olan İslâm'la
gönderildim. Nefsim kudret elinde olan Allah'a
yemin olsun ki, mağarada tek başına gündüz
akşama kadar nafile ibadetlerle meşgul
olmaktansa, cemiyet içinde sabah, yahut akşam,
Allah için azıcık yol yürümek, (İslâm'a hizmet
için zahmet çekmek) dünyadan ve dünya içindeki
herşeyden kat kat hayırlıdır.
Ve sözlerine şunu da ilâve eder:
- Cemaat içinde safta yer almanız da, inzivadaki
60 sene ibadet ve namazdan hayırlıdır...
Cemiyeti terkederek inzivaya çekilmek isteyene,
Allah Resûlünün verdiği bu karşılık, din
düşmanlarının İslâmiyetin insanları cemiyetten
el etek çektirdiği yolundaki menfî
propagandalarına
güzel bir cevab teşkil etmektedir.
|
|